ABİLMUHSİN ÖZSÖNMEZ’İN İLK ŞİİR KİTABI “JENGİ” ÜZERİNE:BURUK, GÜLÜMSEYEN, YEMYEŞİL BİR YÜZLEŞME DİLİ -Erkan Karakiraz   (ORLANDO Dergisi, Eylül-Ekim 2019, sayı 3)

Lirik ve kapalı şiirin alametifarikalarından biri, kendinde kalanı, başkasına tam manasıyla geçmeyeni dillendirmesindedir. Biçimin, sözcük seçimlerinin, varılmak istenenin, aslında sebebin sınırları içerisinde varlık göstermesi söz konusudur. Şiirin yapısına zerk edilip varlığıyla yekvücut olmuş bir dil hakimdir onda. Antilirik şiir ise bu karışma, bütünleşme halini kırmak, parçalamak niyetindedir daha çok. Kendi inşa ettiği evin her bir odasının kapılarını açmanın ya da sımsıkı kapatmanın tüm kontrolünü elinde tutar ve yıkmaya, bozmaya da lirik şiirden daha fazla meyillidir. 2000’lerin başlarından bu yana, kendini çok daha baskın bir biçimde duyuran antilirik ses, bıraktığı etki açısından bir zamanlar Garip şiirinin maruz kaldığına benzer sert bir tepkiyi çekiyor üzerine hâlâ; ancak zaman, onun kodlarının, niyetinin, yapı taşlarının neler olduğunu gösterecektir tepki gösterenlere ve elbette sonraki kuşağın şiir okurlarına da.

LİRİK SULARDA BİR ŞİİR TEKNESİ

Abilmuhsin Özsönmez, ilk şiir kitabı “Jengi”de, azıcık antilirik suların kıyısında dolaşsa da daha çok lirik sularda yüzdürüyor şiir teknesini. Özsönmez’in insanlık hallerini dillendiren, konusu edinen, onları kitabın bütününe yayılan bir temaya dönüştüren şiirlerinde, bu halleri kendi deneyimleriyle besleyen özne(ler) var. Söz konusu deneyimlerin yolu, kimi zaman kadın erkek ilişkilerine, kimi zaman kimlik meselelerine ve onun açmazlarına, kimi zaman da varoluş sorgulamalarına, mistik olanın karanlık ormanına çıkıyor. Her yolculuğa bir yüzleşme diliyle çıkılıyor ve şiirler boyunca bu dil mümkün olduğunca çoğaltılıyor. Bir gel-git halinin, tereddütlerin, hızlanan yavaşlıkların şiirleri kitapta karşılaşılanlar. Bazılarını önceden dergilerde, fanzinlerde gördüğümüzden olsa gerek birkaç tanıdıkla karşılaşmış olmanın duygusunu da geçiriyorlar okura. Bu duygunun bir sebebi de uzun zamana yayılan bir şiir görgüsünü, birikimini yapılarında barındırıyor olmaları.

“Jengi”, geç çıkmış, ama sanki hep tam vaktini kollamış bir kitap. Ölçüyü kaçırmadan, sözü uzatmadan, taşı gediğine koyan, eksiltili bıraktığı her sözde bırakmadığından daha fazlasını söyleyen, gündelik dile verdiği önemin altını sürekli çizerek yürüdüğü yolun krokisini okura açık eden, vurup kaçan şiirler bunlar: “ellerim onaltı yaşında gül tuttu/ tuttu dikenimi kanattı et/ şimdi ekle bunu sesime ütülensin şivem/ bitişelim kesin değilim kesin değilsin kesinlik/ kazanmakla yeğ biz olasılıkla/ bir şekilde bir müddet ekseriyetle ihtimalle/ bir buçuk ama sen yine de bir”

OYUNCAĞI ŞİİR OLAN HOMO LUDENS

Homo Ludens’in elinden çıkmış şiirler arasında, alınlığı olan -ki o da bir sünnet aktarımı- tek bir şiire rastlıyorsak da yaptığı tarihi, mitolojik, tarihsel, coğrafi, psikolojik vs. göndermeler ve birkaç sınırlı alıntı aracılığıyla oyunbazlığını göstermeden duramıyor ve Metinlerarasılığın, Disiplinlerarasılığın sınırlarına giriveriyor. Bu sınırların içerisinde görsel olarak yer alan “Arkadaşlarını ara”, “Arkadaşını Ekle”, “İsteği İptal Et” gibi grafik müdahaleler de var.

İlk bölümü, Cansever’in “Masa da Masaymış Ha…” şiirinin parodisi olan “Buruş” şiiri, şairin oyun güdüsünü içinde barındıran bariz örneklerden: “çıkardı cebinden yatmış kuponu buruşturdu/ saat yedi otuz saati buruşturdu/ yola indi arabalara baktı/ arabalara bakışını buruşturdu/ pencerelere başını yasladı saçını saçlara/ arabalardan indi şehre girdi/ şehirlere girişini buruşturdu/ börülcenin dökülmesini/ yüz gram Adıyaman tütünü uçak biletinden daha ucuz/ ucuzluğu buruşturdu/ bir kadın koşarak bir anıyı düzeltti saat sekizotuz/ çay bardaklarını saman kağıdını simidi peyniri buruşturdu/ saat dokuzonbir”.

Özsönmez, kurduğu yapı aracılığıyla, okurun yoluna kimi işaretler, ekmek kırıntıları, çakıl taşları bırakıp bazı noktalara tuzaklar kurarak onu da oyuna kışkırtıyor, oyunun içine dahil ediyor ve şiirleriyle, okur-şair-hayat üçgeninde, kolektif katkılarla sürdürülen bir oyun duygusunu kaşıyıp duruyor. Oyunu, bazen tekrarların yıldırıcı -ve ister istemez tekrarlanan dizenin gücünü azaltan- sesini pekiştirerek, bazen sözcüklerin yan yana gelmelerinden faydalanılan yeni ses imkânlarını yoklayarak, bazen de dinî, toplumsal, ruhsal, felsefi çelişkileri diline dolayarak başlatıp sürdürüyor. Yanı sıra “jengi”, buruk bir gülümseyişi hatırlatırcasına, şiirlerin orasından burasından, hınzır, mizahi oyunlarla çıkıp farklı tonlarda bir görünüp bir kayboluyor: “Jeng kokuyor gamzen sevgi sözcükleri gibi”, “Bu bahar çok jeng olacak sürt ıslığını havaya”, “Jengâne” gibi.

ELEŞTİREL BAKIŞ

Kitabın bütününde kendini hissettiren bir başka unsur ise eleştirel bakış. Eleştirel bakış zaman zaman öznenin kendisine yönelirken çoğu zaman düzeni, sistemi hedef alıyor. “Seraplı Amniyon” başlıklı şiirin ilk dizeleri bir özeleştiri örneğiyken sonraki dizeler sistem eleştirisine evriliyor: “Aramıza çatılan kılıcın körleşmesi intiharın kusurudur/ düğümlerimizde salınan uyum dublörlerine ödediğim/ et vergisi bok vergisi ve merhaba vergisiyle/ haber bültenlerinden sonra format atıyorum anneme”.

Şiirlerde, eleştirel dilin kullanıldığı her seferinde, sesini gücünün yettiğince, sonuna kadar yükselten, tedirgin edici, sözünü sakınmayan, ağzı bozuk, küfürbaz, agresif bir öznenin varlığı duyuruyor kendini. Bu ses, bir yandan korkusuzluğunu sergileme peşinde olduğu izlenimi yaratırken, diğer yandan da eleştiri oklarını hem kendine hem de sistemin böğrüne fırlatıyor. Sistemin bir unsuru, ona eklemlenmiş bir uzuv olduğunun bilinciyle kurgulanan bu türden bölümler, ne söylediğinin sonuna kadar farkında olan öznenin içten itiraflarına da dönüşüyor. Sözü edilen yaklaşımın en zirve örnekleri, “Benim Abi Hani Hep Cumartesileri Kalıyorum Ya” şiirinde bulunan, ilk bölümün son dizesi “pencereyi kapatsana Kürtçe konuşacağım” ile şiirin son dizesi “pencereyi açsana Türkçe konuşacağım”. Şair istemeden bir zorunluluğa dönüşen teslimiyeti, huzursuzluğu, kimlikler ve anadil üzerinden kurulan baskıyı, bu iki dize üzerinde yoğunlaştırarak, kişisel deneyimin gerilimini sistem eleştirisiyle buluşturup şiirinin en sağlam iki kolonunu inşa ediyor.

“Jengi”* kesinlikle okunmalı.

abilmuhsinozsonmez tarafından yayımlandı

1974 Almanya Doğumlu Muğla'da yaşar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: